Strese tepki, esas olarak fiziksel olduğu için, stres anında vücudunuzda neler oluştuğunu bilmek gerekir. (Rowshan, A.,1998, s.12)
Bir milyon yıl önceye döndüğünüzü hayal edin. Bir mağarada ateşin kenarında oturmaktasınız. Kendi fiziksel gayretiniz sonucu elde ettiğiniz yiyeceği zevkle yerken, yakınınıza bir hayvanın yaklaştığını farkettiniz. Başınızı çevirince vahşi bakışlı, sivri dişli bir kaplanın size doğru gelmekte olduğunu gördünüz. Derhal bedeninizde önemli değişiklikler oluşur. Sizi tehlikeden korumak için “dövüş veya kaç” tepkisi harekete geçer. Doğuştan var olan bu otomatik tepki, bedeninizde oluşan şu değişikliklerle tanımlanmaktadır. (Rowshan, A.,1998, s.12)
· Kaplanın varlığını beyin algılar algılamaz, bedeninize adrenalin salgılanır; Bu da bir çok fiziksel değişiklikler ortaya çıkartır.
· Göz bebekleri göze daha çok ışık girip, daha çok görebilmek üzere büyür. Tehlike anında daha iyi görmeye gereksinim duyarız.
· Midenize ağız salgıları gitmemesi için ağzınız kurur.
· Bunun sonucu olarak sindirim sisteminizin çalışması durur ve sindirim sistemindeki kan, doğrudan kaslarınıza ve beyninize gider. Bu size stres anlarında niçin midenizde kelebekler uçuşuyor gibi hissettiğinizi açıklamaktadır.
· Harekete geçmenize hazırlık olarak boyun ve omuz kaslarınız gerilir. Gevşek kaslara göre, gerilmiş kaslarla atak yapmak daha kolaydır.
· Kaslarınıza daha çok oksijen gitmesini sağlamak için nefes alışlarınız sıklaşır.
· Kalbinizin atışı hızlanır ve kan basıncınız artar; böylece bedeninizin çeşitli bölümlerine daha çok yakıt ve oksijen gider.
· Vücudunuzu normal ısıya döndürmek için daha çok terlersiniz. Vücudunuz ne kadar çok enerji yakarsa, o kadar çok terlersiniz.
· Karaciğeriniz kaslara ani bir enerji akımı sağlamak için glikoz salgılar.
· Kanı koyulaştırmak için dalağınız, depo etmiş olduğu kan hücrelerini serbest bırakır ve kan dolaşımına kimyasal maddeler salgılanır. Bu işlem kanınızın normal zamankinden daha çabuk pıhtılaşmasını sağlar; öyle ki, bir yeriniz yaralanınca kanama daha çabuk duracaktır. Ayrıca vücudunuzun mikrop kapmaya karşı dayanıklılığı artacaktır.
Günümüzde de vücudumuz tehlikeye karşı bu otomatik tepkileri göstermektedir. Her gün karşılaştığımız bir çok durumda beynimizdeki hipotalamus, diğer bir deyişle “stres merkezi” harekete geçmekte, yukarıda sayılan değişiklikleri oluşturmaktadır. Trafik sıkışıklığında veya kızgın bir patron karşısında, atalarımızın vahşi bir hayvan karşısında göstermiş olduğu tepkilerin aynısını göstermekteyiz. Strese karşı oluşan tepkiler, tehlike karşısında “dövüşmek veya kaçmak” için oluşmaktadır. Bu ikili karardan ister dövüşme, ister kaçma kararını verin hiç farketmez, iki durumda da bedenin uyanıklığa ve fazladan enerjiye ihtiyacı olacaktır. (Rowshan, A.,1998, s.12-13)
Özetle, bedenimiz, kendine özgü bazı stres göstergeleriyle donanmıştır. Bu göstergeler, "savaşma ya da kaçma" tepkisi diye adlandırılır ve bedenimizin belli bir mücadeleye hazırlanırken yaptığı seferberliğin başlıca sonucudur. Kalp atışları yükselir. Böylece kasların harekete geçebilmesi için gerekli olan kan miktarı ilgili bölgelere ulaştırılır. Kaslar gerilir ve hazır hale gelir. Gözbebekleri büyür. Solunum hızlanır ve kan basıncı artar. İhtiyaç duyulduğu takdirde, gerekli olacak enerjiyi sağlayabilmek için stres durumuna özgü bazı kimyasal maddeler salgılanır. Gaz pedalına basılmış bir araba gibi, insanın moturu da son hızla harekete geçer. Stres belirtilerimiz, bir otomobilin sıcaklığının birden ve aşırı derecede arttığını sinyalleyen ısı göstergesine benzer. Bir şeyler yapılmadığı takdirde, durumun tehlikeli noktalara ulaşabileceğini bildirmeye çalışır. (http://www.bilkent.edu.tr/~dos/ogdm/b_stres.html)
Fakat modern dünyada bu tepkilerin yanlış yönetilmesi yüzünden bir bedel ödemekteyiz. Ya dövüşmeyi ya da kaçmayı seçen mağara adamlarından farklı olarak biz, günümüzde stres yaratan olaylara karşı doğrudan tepkilerimizi göstermeyip, içimize atmaktayız. Patronumuza kızdığımız zaman, onun tarafından kendisine karşı gelmeye ne kadar zorlanırsak zorlanalım, ona karşı gelmeyiz. Onun için, fiziksel değişiklikler sonucu yükselen tansiyonumuzun normal duruma düşmesini sağlayamayız. Tansiyonumuzun devamlı yüksek olmasını önleyemediğimiz için, aşağıdakilere benzer stres kökenli hastalıkların kurbanı oluruz.
· Müzminleşmiş bir şekilde göz bebeğinin büyümüş olarak kalması, görme problemlerine neden olabilir.
· Ağızdaki aşırı kuruluk, yutkunma güçlüklerine sebep olabilir.
· Sindirim sisteminin çok sık aksaması kabızlığa sebep olabilir ve ülser olma riskini arttırır.
· Müzminleşmiş bir şekilde kasların gergin halde kalması, beden ağrılarına ve sancılara sebep olabilir. Bu ağrıların belli başlıları boyun ağrısı ve omuz kasları ağrısıdır.
· Müzminleşmiş yutkunma ve sık nefes alıp verme astıma yol açabilir.
· Müzmin tansiyon yükselmesi, yüksek tansiyon hastalığına sebep olabilir.
(Rowshan, A.,1998, s.14)
Fiziksel göstergeleri ne olursa olsun, stres daima psikolojik sonuçlar doğurur. Strese maruz kaldığınız zaman hipotalamus, adrenal bezlerine etki eden hormanları salgılayan bezleri uyarır. Bu bezlerin salgıladığı hormonlar, adrenal bezinin adrenalin salgılamasına sebep olur, bu adrenalin de bedenimizde şiddetli fiziksel değişikliklere yol açar. (Rowshan, A.,1998, s.15)
Bedeniniz huzur verici ve huzursuz edici olaylara karşı aynı şekilde tepki gösterir. İster size ateş edilsin, isterse başkaları sizi övsün, ister yüzünüze tokat atılsın, isterse sevgiliniz sizi okşasın, ister bir insanla kavga edin, bunların hepsi birer strestir ve bedeniniz bu stres olaylarının hepsine aynı fiziksel tepkileri gösterir. Olumlu veya olumsuz herhangi bir değişiklik “dövüş ya da kaç” tepkisi ile ilişkili olarak, hep aynı fizyolojik reaksiyonları ortaya çıkarır. (Rowshan, A.,1998, s.15)
Hem olumlu hem de olumsuz strese bizim fizyolojik tepkilerimiz birbirine çok benzese bile, bizim olayları yorumlamamız büyük çapta değişmektedir. Örneğin bir topluluk karşısında konuşmak bir çok insanda stres yaratır. Yine bazı insanlar toplum karşısında konuşma yaparak geçimlerini sağlamakta ve bundan zevk almaktadırlar. Bu iki grup insan arasındaki fark, birinci grubun stresi çekingen, ürkek bir tarzda, ikinci grubun ise stresi kendine güvenen bir tarzda yönetmesidir. (Rowshan, A.,1998, s.15)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder